“BİR DAHA AÇ KALMAYACAKSINIZ!”

ABD’nin uyguladığı ambargo yüzünden temel gıda ürünlerine 50 yılı aşkın süre ulaşamayan Küba, kısıtlı tarımsal olanaklarını nasıl oldu da ekolojik bir başarı hikâyesine çevirdi? Yeisten yeşile, Küba’da gıda güvenliğinin hikayesini Batuhan Sarıcan kaleme aldı. 

Öyle bir ülke düşünün ki kısıtlı tarım alanı ve tek elde toplanarak verimsizleştirilmiş topraklarını, kolektif bir akıl ve ekolojik bir yöntemle tarımsal bir başarı hikâyesine dönüştürsün. Bu yazıda Küba’nın gıda güvensizliğine verdiği cevabı, organopónicos sistemini konuşacağız.

Meseleyi daha iyi kavrayabilmek için biraz geriye gitmemiz gerekiyor: Kristof Kolomb’un 15. yüzyılın sonunda “yeni dünya” zenginliklerini keşif için çıktığı yolculukta Doğu Hindistan’a vardığını sanırken Latin Amerika’ya adım atması Fetih Çağı’nı başlatmış, bundan nasibi alan ilk noktalardan biri de bugünkü Küba olmuştu. İspanya Krallığı ve kilise adına yerlilerden “toprak hakkı” iddia edilmesiyle başlayan ve tüm kıtada milyonlarca yerlinin ölümüyle sonuçlanan sömürgeleştirme süreci ise 20.yüzyılın ortalarına dek devam etmişti.

Birkaç cümleyle özetlediğimiz bu 500 yıllık süreçte, monokültürel tarım[1] yöntemleriyle verimsiz hale getirilen Küba topraklarının kaderi ise 25 Kasım 1956’da Meksika’dan yola çıkan Granma isimli bir yatla değişecekti. Bu yatın içinde kimler yoktu ki; Fidel Castro, kardeşi Raúl, Camilo Cienfuegos ve Ernesto Che Guevara’nın yanı sıra onlarca Kübalı vatansever…

Kendilerine 26 Temmuz Hareketi ismini veren 80’in üzerinde devrimci, 2 Aralık 1956’da adaya nihayet ayak basacak, halkın da desteğini alarak Küba cangılını mesken edinecekti. Mevcut iktidarın başındaki Fulgencio Batista’nın ordusuyla verdikleri yıllar süren gerilla savaşının ardından 1 Ocak 1959’da ise Havana’ya muzaffer olarak gireceklerdi.

İlk Toprak Yasası

1959’da yapılan (aslında başlayan) bu devrim, ülkedeki toprakların geleceği için de bir mihenk taşı olacaktı. Küba’da iktidarı ele geçiren Fidel ve arkadaşlarının, 17 Mayıs 1959’da Sierra Maestra’da imzaladığı Birinci Tarım Reformu Yasası’yla 100.000’den fazla Kübalı köylüye fayda sağlanırken halkın nefret ettiği latifundia[2] sistemine de büyük bir darbe vurulacaktı; Batista diktatörlüğüne yakın isimlerin ve ABD’li şirketlerin tekelinde toplanan (aynı zamanda nüfusun %1’ine ait olan) bu topraklar, devrimle birlikte kamulaştırılmış ve farklı ürünler yetiştirilmek üzere halka dağıtılmıştı.

“Toprak işleyenindir” ilkesine dayanan bu yasaya göre küçük çiftçiler hariç, şirketlerin ve yabancı uyrukluların Küba’da toprak sahibi olmalarının önüne engel koyuluyor, özel ve tüzel kişilerin sahip olabileceği toprak miktarı 30 caballería (402 hektar) ile sınırlandırılıyordu. (Şeker kamışı ve pirinç çiftçiliğinde bu limit 100 caballería’yı bulabiliyordu.)[3] Raúl Castro, daha sonraları bu yasa için şunları söyleyecekti: “Bu tarım reformu olmadan, ekonomik bağımsızlık, endüstriyel gelişme ve sosyal refah söz konusu olamazdı.”

Yasanın ikinci yılında 3.800.000 hektarlık alan kamulaştırılmış ve 2.725.000 hektarı köylü çiftçilere dağıtılmış, şeker kamışı üretimi yapılan toprakların yüzde 60’ından fazlası devletin eline geçmiş ve dağıtılmıştı.[4] Bu noktada bugünkü kent bahçeciliğinin de özünde bulunan “halk çiftliği” kavramı benimsenmeye başlanacaktı.

Bu süreçte dünya da bir nevi at nalının iki ucundaki Sovyetler Birliği (SSCB) ve ABD’nin etrafında kutuplaşarak nükleer rüzgâr güllerinin döndüğü ürpertici Soğuk Savaş sürecindeydi. ABD’ye coğrafi yakınlığı sebebiyle SSCB tarafından önemli bir koz olarak kullanılan Küba, yıllık 550 bin tonu bulan ihracat miktarıyla şekeri bir değişim aracı olarak kullanıyordu. Yakıt, ilaç ve gıda gibi temel ihtiyaçlarını, ürettiği şekerin yanı sıra kahve ve tütün sayesinde karşılıyordu. Tabii ki Sovyetler de desteğini esirgemiyordu. Öyle ki Küba, ihracatının yaklaşık %80’ini Sovyetler Birliği’ne yapıyordu. ABD için bu yeterince sıkıntılı bir durum değilmiş gibi Küba’daki ABD petrolünün de tazminatsız olarak kamulaştırılması, bardağı taşıran son damla olacaktı.

ABD, 19 Ekim 1960’ta Küba’ya yapılan ihracata ambargo koydu. O döneme kadar Britanya’dan Fransa’ya dünyanın birçok büyük ekonomisi, Küba’dan tütün, rom, şeker, balık, nikel gibi gıda ve sanayi hammaddeleri alarak ülkenin ekonomisini ayakta tutuyordu. Ancak ambargo her şeyi değiştirecekti. Sorun sadece ABD’nin ekonomik ilişkilerini kesmesi değil, Küba ile herhangi bir ticari ilişki kuran ülkenin, karşısında ABD’yi buluyor olmasıydı.

“Bir Daha Aç Kalmayacaksınız!”

Arka bahçesinde ‘komünist tehdidi’ istemeyen ABD, 1961’de Domuzlar Körfezi üzerinden Küba’ya başarısız bir darbe girişiminde bulundu. Bu başarısızlık üzerine ABD, en büyük kozu olan ekonomiyi kullanmaya devam ederek ambargonun kapsamını yıldan yıla genişletecek, Küba’yı darboğaza sokacaktı. Özellikle gıda ve ilaç ambargosu, Kübalıların ‘período especial’ yani ‘özel dönem’ dediği bir süreci başlatmış, hastalık ve açlık boy göstermişti. Öyle ki yanına koruma almadan halkın arasında dolaşmayı sevmesiyle bilinen Fidel Castro, insanların sokakta muz kabuklarını püre haline getirerek yediklerine bile tanık olmuştu.

Batista diktatörlüğünden sıkılmış halka refah sözüyle yapılmış bir devrim başarısız mı olmuştu? Zeytin yeşili üniformasıyla kürsüde gürleyen, retorik ustası Fidel Castro’nun lügatinde ise ‘başarısızlık’ kelimesine yer yoktu. O, bu zor süreçte halkına büyük bir söz verdi: “Bir daha aç kalmayacaksınız!”

Orta ve büyük çaptaki üreticiler 3 Ekim 1963’teki İkinci Tarım Reformu Yasası’yla birlikte daha sıkı denetim altına alınmaya başladı. Artık 402 değil, 165 hektarın üstündeki her tarım arazisi kamulaştırılacaktı.[5] Çünkü Fidel, küçük olmayan toprak sahiplerini, ki bu Küba’daki tüm tarım topraklarının %30’u demekti, yeterince devrimci bulmuyordu; Fidel, o zamana dek Küba’nın en büyük ekonomik gücü olan şeker kamışının diğer ülkelerce, yani Çin, Hindistan ve Afrika’dan sağlanmasına köpürecek, orta ve büyük ölçekli üreticilerin yeterince üretim yapmadığından şikâyet ederek açlık ve yetersiz beslenmeye yıllar boyu etkin bir çözüm bulamayacaktı.

 

Halka “Bir daha aç kalmayacaksınız” sözünü veren Fidel, tarımdaki gelişimi çok yakından takip ediyor, sık sık tarlalara gidiyordu. 1964’te Havana dışındaki bir tarla ziyareti sırasında Fidel. Kaynak: New York Times/Redux/Eyevine

 Kent Bahçeciliği Devrimi

Sovyetlerin dağılmasının ardından devam eden bu zorlu süreci sona erdirmek isteyen Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi, 27 Aralık 1987’de çok önemli bir karara imzasını atıyordu. Havana başta olmak üzere ülke çapında “kent bahçeciliği” yapılacaktı. Bu karar literatüre devrim olarak geçmese de aslında Küba topraklarında “organik tarım devrimi” yaşanıyordu. Ancak hiçbir şey toz pembe değildi; sosyo-ekonomik durum, bu uygulamanın ilk yıllarında hiç de iyi gitmeyecekti.

SSCB’nin 1991 yılında dağılmasıyla iyice kırılgan hale gelen Küba ekonomisi, büyük bir sarsıntı yaşıyordu. Sadece şeker ve tütün gibi ham maddeleri yetiştirme konusunda bilgisi olan halk, tarımsal çeşitlilik arz eden ürünleri yetiştirme konusunda ne yapacağını bilemiyordu. Çünkü Küba toprakları hem yıllar süren monokültürel tarım yüzünden verimsizleşmiş hem de tarım yapılabilecek arazi alanı yetersiz kalmıştı. Peki, şimdi ne yapılacaktı?

Çare: Organopónicos!

Tarımın elverişli olmadığı yerlerde kullanılan (hatta Mars için bile önerilen) bir yöntem vardı: Hidroponik (topraksız) tarım. Ancak yoğun ABD ambargosu altındaki bir ülkenin herhangi bir yeni teknolojiye kısa zamanda adapte olması pek de olası değildi. Ne ki Küba’yı uluslararası arenada tek başına bırakan bu ambargo, ülkenin içinde bulunduğu olanaksızlıklardan alnının akıyla çıkmasına neden olacaktı.

Küba’yı çok zorlu bir sınav bekliyordu. Küba Organik Destek Grubu’na (COSG) göre Küba, bu süreçte azalan kimyasal girdilerin yarısından azıyla iki kat daha fazla gıda üretmek zorundaydı. Arazi, ihracat ürünlerinden Küba halkının gıda üretimine, traktörler ise öküze çevrilecekti. Halk, toprakla iç içe olmaya teşvik edildi ve organik tarım yöntemleri mahalle mahalle tanıtıldı. Tarım zararlıları yönetimi, mahsul rotasyonu, kompostlama ve toprak koruma uygulamaları yapıldı. Ada halkı günden güne solucan gübresi ve biyopestisit gibi tekniklerde uzmanlaştı. Öyle ki Uluslararası Küba Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Stephen Wilkinson, son dönem için “Solucanlar ve solucan çiftliği teknolojisi, Küba’nın ihracat ürünü haline geldi,” diyor.[6]

Tıpta da kendi olanaklarıyla gelişen ve bugün dünyanın öncülerinden olan Küba, tarımda da kendi atılımını yapacak, kendi kendilerine yetecekleri bir yöntem, bir kent bahçeciliği kültürü geliştirdi: Organopónicos.

1993 yılında abluka sebepli gıda krizinin tavan yapmasının ardından 1994 yılında ortaya konan Ulusal Kentsel Tarım Programı, çeşitlilik içeren sağlıklı ve taze gıdalar üretmeleri için “sıfır arazi vergisi” desteğiyle halka umut ışığı oldu. Bunun sonucunda Küba’daki beş milyonluk işgücü kapasitesine 10 yılda 350 bin kişi daha eklendi. Son beş yılda kentteki sebze bahçe ve arsalarında ortalama üç ila dört milyon ton sebze ve taze baharat üretildi. Karşılaştırma yapmak gerekirse bu miktar 1997’de 140 bin tondu. Geldiğimiz noktada başkent Havana’da yaşayan iki milyondan fazla insan için her gün kişi başına 150-300 gram sebze ve baharat üretiliyor.[7]

Organopónicos Nasıl İşliyor?

Peki ama organopónicos nedir, nasıl işler? İlk olarak toprak sabanla sürülüyor, ardından açılan sıralara koruma amaçlı odun ya da taşlar yerleştiriliyor. Koruma altına alınan topraklara ise hayvan gübresi, ev ya da tarımsal ürün artıkları karışımları (kompost) katılarak toprağın zenginleşmesi sağlanıyor. Bununla birlikte zararlılarla mücadele de biyolojik yolla yapılıyor. Tamamen organik ve sürdürülebilir olan bu yöntem, Küba’da mineral açısından zayıf olan toprak kalitesine de bir çözüm getiriyor. Peki, ya dar alan sorunu nasıl aşılıyor? Bunun çözümü ise çatılardan küçük bahçelere kadar mümkün olan irili ufaklı her alanı ürün yetiştirmeye uygun hale getirmekten geçiyordu.

Devletin, özellikle gençlere ve kadınlara verdiği destekle yaygın olarak uygulanan bu yöntem, Küba’nın son 15-20 yılda fasulyeden marula, domatesten ıspanağa kadar birçok karma tarımsal ürünü büyük miktarlarda üretebilmesini sağladı. Örneğin Vivero Alamar’da bulunan terk edilmiş bir arazi, 180 kişilik bir kooperatif sayesinde yılda 300 ton organik ürün yetiştiren önemli bir bahçe haline geldi.[8] Araştırılacak olursa buna benzer birçok örnek var. “Daha azı ile daha fazla” sloganıyla özetlenebilecek bu yöntemi ülke çapına yayan devlet, bugün ekilebilir arazinin yüzde 80’ine sahip ve bunun çoğunu da (yüzde 60’ını) çiftçilere ve kooperatiflere kiralıyor. Geri kalanın sahibi ise özel çiftçiler ve kooperatifler.[9]

 

Havana’daki en büyük ve en başarılı tarım kooperatifi olarak nitelendirilen Organopónico Vivero Alamar’da iki Havana sakini organik ürünlerle ilgileniyor. Kaynak: Nils Aguilar’ın kayda aldığı “Voices of Transition”dan bir sahne.

Fidel Castro Organik Tarımla İlgili Ne Diyordu?

Bu sürecin en büyük savunucularından olan Fidel, 2005’te gazeteci Ignacio Ramonet’ye verdiği yüz saatlik nehir söyleşide şunları söyleyecekti: “Küba, 40 yıldan uzun zamandır ambargo altında. Sosyalist blok çöküp ülke son derece zor bir durumla karşı karşıya kaldığında şehirlerdeki boş alanlarda yılda üç milyon tondan fazla sebze yetiştirdi, halen de yetiştiriyor. Bunlar, saman ve tarım artıkları kullanılan topraksız tarım alanlarında damla sulama ve mini yağmurlama yöntemleri kullanılarak, asgari su sarfiyatıyla üretiliyor. Üç yüz bin vatandaşa istihdam sağlıyor, atmosfere bir gram karbondioksit salmıyor.”[10]

Fidel’in bu şekilde özetlediği organopónicos, Küba’nın yaşadığı çok ciddi bir soruna, ambargo altında halkını nasıl besleyebileceği sorununa verdiği benzersiz cevaptı; Fidel Castro ve Che Guevara liderliğinde hazırlanan Birinci Tarım Reformu Yasası’ndan bugüne Küba tarımının geleneksel ama modern ve teknolojik yüzünü gösteriyor.

Neyse ki Castro’nun vefatının ardından da korkulan olmayacak ve halk, Fidel’in mirasına sahip çıkarak endüstriyel tarıma kolunu kaptırmayacaktı. Küba’nın hassas ve topraksız tarım yöntemlerini başarıyla birleştirdiği organopónicos yöntemi, bugün yüzbinlerce Kübalıyı beslemeye devam ediyor. Peki ama halk yeterince besleniyor mu?

Küba’da Gıda Güvenliği Ne Durumda?

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre[11], 1990’da Küba’daki günlük protein tüketimi kişi başına 62 gram iken, 2000’lerin başında 71, 2005-07 aralığında ise 80 gramı buldu. Kıyaslamak için Türkiye’de bu rakam aynı dönemde 99 gramdı. Dünya ortalaması ise 80 gram.

Bilindiği üzere günlük kalori tüketimi, beslenmede bir dünya standardı olarak kabul ediliyor. Yine FAO’ya göre günlük 2.600 olması gereken kalori tüketimi, Küba’da bir dönem 1.000-1.500 aralığına kadar düşmüştü. Bu değer, 1990’da 2.720 kcal iken, etkili bir kent bahçeciliği stratejisiyle 2000’lerin başında 3.110, 2006-08 aralığında ise 3.420 kcal’ye kadar yükseldi. Bu rakam Türkiye’yle neredeyse aynı (3.500). Dünya ortalaması ise 2.790 kcal.

Earth Policy Institute’un kurucu başkanı Lester R. Brown, bireysel düzeyde beslenme yeterliliğinin, küresel düzeyde de gıda güvenliğinin en kritik unsurunun tahıl üretimi olduğunu söylüyor.[12] Bunu baz alırsak Küba’nın tahıl üretimi, devrimin hemen ardından, 1961’de 331.308 ton iken, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 254.234’e düşmüştü; organopónicos süreciyle birlikte, 2018’de baktığımızdaysa Küba’daki tahıl üretiminin 812,374 tona kadar çıktığını görüyoruz.[13] Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise yetersiz beslenen kişi sayısı bugün Küba’da milyonda 0.3’ün altında.[14]

1963’ten beri Küba’da gözlemlerde bulunan Dünya Gıda Programı’na (WFP) göre de ülkede gıda sistemi sürdürülebilir ve herkesin gıdaya erişimi var.[15] Ağustos 2020’deki yayınladıkları rapora göre son 50 yılda Küba’nın kapsamlı sosyal koruma programları, öncelikle yoksulluğu ve açlığı ortadan kaldırmış durumda. WFP de gıda temelli sosyal koruma programlarını daha verimli ve sürdürülebilir hale getirmek için yeni bir yönetim modeli geliştirme çabalarında Küba hükümetine eşlik ediyor.

Ya Çevre?

Küba’nın tarımdaki bu başarısı ortadayken çevreye saygılı olup olmadığı, tarım odağında küresel ısınmaya nasıl engel olduğu soruları da akıllara geliyor olabilir. Verilere baktığımızda 1990’ların başından günümüze tarım kaynaklı sera gazı emisyonlarını azalttıklarını görüyoruz. 1990’da 12.706 CO2eq olan emisyonlarını 2015 itibariyle 10.000’in altına düşürdüler.[16]

Halkın, kent bahçeciliğinden elde edilen sağlıklı ve lokal gıda ürünlerini alabileceği yerlerden biri de Organopónicos La Sazon’un organik gıda marketi Kaynak: Tess McNamara, Yale University.

Çoğu Asociación Nacional de Agricultores Pequeños ‘Küçük Tarım Üreticileri Ulusal Birliği’ (ANAP) üyesi olan köylüler tarafından yapılan sebze üretiminin, 1988’den 1994’e kadar büyük ölçüde düşerken 2007’ye gelindiğinde 1988’deki seviyenin çok üzerine (yüzde 145) çıkıldığı görülüyor. Üstelik bu üretim artışının 1988’e göre yüzde 72 daha az tarım kimyasalı kullanılmasına rağmen gerçekleşmiş olması da cabası.[17]

Bu süreçlerin ekonomik tasarrufu da kayda değer: Küba’da organik tarım yöntemlerinin yakıt açısından sağladığı toplam tasarruf 39,5 milyon dolarken, kimyasal pestisit yerine biyopestisit kullanılarak elde edilen toplam kâr, son beş yıl öncesine kadar 2,5 milyon dolardı.[18]

Bu açıdan, Küba Tarım ve Orman Teknisyenleri Birliği’nin (ACTAF) kapısının üstünde yazan, “Doğa ve toplumla uyum içinde ekolojik ve sürdürülebilir bir tarım için” ibaresi de tam anlamıyla karşılığını buluyor.

Küba Halkı Gıda Güvensizliğine Karşı Daha Güçlü

Yale Üniversitesi’nin Küba’da 14’ü organopónico olmak üzere 21 kent bahçesinde yaptığı 30 günlük saha gözlemi sonucunda yayımladığı rapor[19], Küba’daki gıda sisteminde çok yaygın olan “yerinde satış” stratejisinin, gıdanın vatandaşa ulaştırılmasında kullanılan zaman, maliyet ve enerjinin en aza indirilmesini sağladığını ve bunun da ülkeyi kendi gıda sistemine ve ekonomisine yönelik tehditler karşısında daha güçlü kıldığını belirledi. Aynı rapora göre, kentsel çiftliklerin yoğun kentsel nüfusa adapte edilmesi modeli, kısıtlı alanda yüksek verimli üretim için de büyük bir potansiyel sunuyor. Bu mekânsal örtüşme, uygun fiyatlı, taze ürünün, genellikle düşük gelirli ve bu nedenle gıda güvensizliğine duyarlı çok sayıda insana ulaştırması açısından epey önem taşıyor.

Bu başarı sürpriz değil. Zira, gerilla yetiştiricilerinden devlet tarafından işletilen organopónico’lara kadar kent bahçeciliği emektarları, sadece Havana’da 35.000 hektarlık araziyi üretken bir alana dönüştürmüş halde. Kübalı yetkililer, Havana’da tüketilen meyve ve sebzelerin yüzde 50’den fazlasının şehirde üretildiğini tahmin ediyor. Bu oran Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü’ne göre yüzde 80’i buluyor.[20]

Bugün sayısı 8.000’in üzerinde olan organopónico çiftlikleri, küçük balkon bahçeleri ve çatı çiftliklerinden toplu arsalara kadar Havana’da şehri çevreleyen hektarlarca büyüklükte yeşil bir kuşak oluşturuyor. Bu sayede halk, organik süreçlerle üretilen gıdasını yerinde ve daha ucuza karşılıyor.

Fidel Castro 25 Kasım 2016’da hayatını kaybettiği gün Küba halkı, zamanında kendilerine söz verildiği gibi karnını doyurabiliyordu. Buna ek olarak tarımda (gübre ve ilaç olarak) kullanılan kimyasal oranlarında da büyük bir düşüş yaşanmış ve kuraklaşan topraklarına can gelmişti.

Solucanlar, doğa dostu gübreler ve kompost kullanımı sayesinde kansere ve çevre tahribatına neden olan endüstriyel tarım yöntemlerine karşı sürdürülebilir tarımın mümkün olduğunu gösteren organopónicos yöntemi, 11,3 milyon nüfuslu Küba’nın dünya tarımı ve Toprak Ana’ya bir hediyesi olmuştu.

Küba halkı, bir daha aç kalmayacaktı.

 

Kaynakça & Dipnot:

[1] Monokültürel tarım: Bir yerde uzun süre boyunca tek tip ürün yetiştirmeye dayalı, yüksek verim vadeden ama uzun vadede toprağı verimsizleştiren endüstriyel tarım yöntemi.

[2] Latifundia: Özel bir kişiye ait olan geniş tarım alanlarının ilkel yöntem ve düşük verimle işletildiği, köle veya yarı-kölelerin ücretli/ücretsiz çalıştırıldığı sömürüye dayalı üretim sistemi.

[3] Jose Canton Navarro, Küba Tarihi. Çev: G. Köz ve A. Somel, Yazılama Yayınevi, İstanbul 2008, s. 320

[4] Michel Gutelman, “Socialization of the means of production in Cuba”. Agrarian Problems & Peasant Movements in Latin America, Anhor Books, New York, 1970, p. 351

[5] Herbert L. Matthews, Castro. Penguin Books, Great Britain, 1970, p. 260

[6] https://www.theguardian.com/environment/2008/apr/04/organics.food

[7] Carmen R. Alfonso Hernandez, 100 Soruda Küba. Çev: E.G. Kök, Jose Marti Küba Dostluk Derneği Yayını, Ankara, 2012, s.148

[8] http://www.fao.org/ag/agp/greenercities/en/GGCLAC/havana.html

[9] https://www.reuters.com/article/us-cuba-economy-idUSKCN1LT2LV

[10] Ignacio Ramonet, Fidel Castro: İki Ses Bir Biyografi, Çev: B. Levi, Doğan Kitap, İstanbul, 2017, s. 326

[11] http://www.fao.org/fileadmin/templates/ess/documents/food_security_statistics/FoodConsumptionNutrients_en.xls

[12] Lester R. Brown, Dünyayı Nasıl Tükettik? Çev: M. F. İmre, Türkiye İş Bankası Kültür

Yayınları, İstanbul, 2009, s.4

[13] https://knoema.com/atlas/Cuba/topics/Agriculture/Crops-Production-Quantity-tonnes/Cereals-production

[14] https://www.who.int/nutrition/publications/foodsecurity/state-food-security-nutrition-2018-en.pdf

[15] https://docs.wfp.org/api/documents/WFP-0000119145/download/?_ga=2.179324388.1705334778.1603191907-1519397575.1603191907

[16] http://www.fao.org/faostat/en/#country/49

[17] https://monthlyreview.org/2012/01/01/the-paradox-of-cuban-agriculture

[18] http://www.fao.org/ag/agp/greenercities/en/GGCLAC/havana.html

[19] https://hixon.yale.edu/sites/default/files/files/fellows/paper/170124_tess_mcnamara_hixon_report_v2.pdf

[20] https://www.iied.org/farming-future-cubas-food-transformation