YALNIZ HALKIN BİLDİĞİ O CIVILTILI DÜZEN: PAZAR.

Oktay Rıfat, ‘Danaburnu’ romanında pazarları işte böyle nitelendiriyor; ‘o cıvıltılı düzen’[1]. Şehrin farklı sokaklarında, hemen her gün bir köşe başını döndüğümüzde onunla karşılaşmak, kentte kalıp kırsalın imkanlarına ulaşmak isteyen İstanbullunun en büyük hazinesi.

Pazar kelimesi dilimize, Farsça kökenli bāzār- wāzār kelimesinden geliyor. Şehirde değiş-tokuşun yapıldığı yer anlamına geliyor. Bāzār aynı zamanda kenti çevreleyen sur duvarının kapıları etrafında, hemen kent sınırının dışında yapılan alışveriş faaliyetlerini tanımlamak için de kullanılıyor.[2]

Şu an bildiğimiz düzendeki pazarların ilk hali 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyıl başlarında kervanlar, panayırlar olarak karşımıza çıkıyor. Kendi ihtiyacının fazlasını üretme, üretilenleri bir değere dönüştürmeye itmiş. Önce takaslar başlamış, takaslar yetmeyince para işin içine girmiş. Böylece üreticiler, ürünlerine biçtiği değerlerle, onları haftanın belirli günleri olan sergilerde, panayırlarda satışa sunmuşlar.[3]

 

Osmanlı kadınları

Pazar yeri, Yeni Camii
Fotoğraflar: Pierre de Gigord Koleksiyonu; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Fotoğrafları, 1850-1958. Getty Open Content Program kapsamındadır.

Günümüzde tek bir gününe yaklaşık 50 farklı pazar sığdıran İstanbul’un surlarla sınırlandığı geçmişinde, tarım ürünlerinin şehre girmesi yasakmış. Bu nedenle civar köylerden gelen satıcılar, ürünlerini kale kapılarının yanlarında, kendilerine ayrılan özel alanlarda satışa sunarlarmış. Pazar kelimesinin bir anlamı da işte burada yapılan alışverişten geliyor.

Şehir büyüdükçe kale sınırlarında belirtilen yerler artık sabit pazar mekanı olmuş ve uzun yıllar boyunca pazar yerleri aynı kalmış. Hatta öyle ki, günleriyle anılan pazarlar şehrin semtlerine isim olmuş. Fatih’te Çarşamba, Tophane’de Salıpazarı, Galata’da Perşembe Pazarı gibi. Pazarların günümüzdeki halini alması ise son 60 yıl içerisinde olmuş.[4]

Fotoğraf: Pierre de Gigord Koleksiyonu; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Fotoğrafları, 1850-1958. Getty Open Content Program kapsamındadır.

GÜNÜMÜZDE PAZAR

‘The Pazar’ araştırma projesinin yürütücüsü Alexis Şanal pazarcıları ‘her gün iş yerini kurup, söken birer zanaatkar’ olarak tanımlıyor[5]. İstanbul için bu zanaatkarların ilkleri bakkal açma izinleri bulunmadığından tezgah açan gayrimüslimlerden oluşuyor. 1950’lerden itibaren yaşanan göçlerle pazarcıların coğrafi kökeni de farklılık göstermeye başlıyor. [6]

Pazarlar ve pazarcıların daimi müşteriyle kurduğu alışkanlıklar, güven ilişkileri, özellikle de alış-veriş biçimi, pazar kültürünün toplumda sağlam bir yer edinmesini sağlıyor. Hem pazarcılar hem de pazara gelenler açısından sosyalleşme alanı yaratıyor. Pazarcılar gerek kendi içlerinde, gerekse çevre esnaflarla haftalık buluşmalarında, kişisel hayatlarından tutun da, ülke siyaseti ve ekonomisindeki gelişmelere dair birbirleriyle paylaşımda bulunuyorlar. Bu mekanlar aynı zamanda kadınlara, çalışmayanlara ve ev dışında sosyal hayatı olmayanlara ise sokağa çıkacakları, gündelik işlerini halledebilecekleri ve sosyalleşebilecekleri bir ortam sağlıyor. Kurulan bu duygusal bağların yanında, kurulduğu sokakların binalarını, ağaçlarını kullanarak pazarlar ve Pazar tezgahları fiziksel olarak da şehir hayatın birer parçası haline geliyorlar.[7]

Pazarlar bir yandan da ziyaret ediliş saatlerine göre farklı konumlanıyorlar. Sabah saatleri genellikle ilk kurulum sohbetlerine tanık oluyorsunuz. Pazarcıların atışmalarına, ürünlerini tezgahlarına dizişlerine, komşulardan ve kendi tezgahlarındaki ürünlerle derme çatma kahvaltılarına bile tanıklık edebiliyorsunuz. Ve bence en önemlisi, ürünlerin en tazelerine ve en güzellerine pazarın ilk saatlerinde rastlıyorsunuz. Bu sebeptendir ki, öğlene kalmadan pazara çıkmakta fayda var.

Öğlen vakti ise, eğer civarda varsa okul veya diğer memuriyet işlerinde çalışanların kısa öğle aralarında hızla bir pazarı turladıklarına rastlarsınız. İlkokulda pazarın içinden geçerken öğle aralarında mutlaka öğretmenlerimle karşılaşırdım. Aralarından pazar müdavimi olanlar yemek molalarından feragat eder; bir çırpıda pazarı turlarlardı.

Akşam saatleri geldiğinde, artık işten eve dönenlerin yol üstü uğrak noktalarıdır pazarlar. Fiyatlar sabaha nazaran artık iyice düşmüştür. Bundan sonrası pazarcıların ellerinde kalan ürünleri son bir güçle satmaya çalıştıkları, naraların yükseldiği andır. Bu uğraş sonrası hala elde kalan mallar olursa eğer, ve geri taşımaya da değmeyeceklerse, tezgah yanına ihtiyaç sahipleri için bırakılırlar.

Pazarların en önemli özelliklerinden biri de pek tabii mevsimsellik. Pazarlarda mevsime göre çıkan sebze ve meyveleri, hatta sadece belli zamanlarda belli yörelerde yetişen yerel ürünleri bulabilirsiniz. Aşina olmadığınız ürünler hakkında pazarcılar ile sohbet edebilir; nasıl pişireceğinize dair birkaç püf noktası bile öğrenebilirsiniz. Eğer baharın ilk günlerinde pazara çıkmışsanız da, pazarlarda bu yöresel sebze ve otların fidelerini dahi bulmanız mümkün. Şanslıysanız ve ürünlerini aldığınız pazarcı, kendi yetiştirdiklerini pazara getiren bir üreticiys eğer, aldığınız ürünlerin nasıl pişirileceğini, sattığı fidenin nasıl büyütüleceğini de öğrenebilirsiniz. Bunları öğretirken siz şehir insanını tatlı tatlı yerebilir belki; ama ilgiyle dinlediğinizi gördüğünde, bir şeyler bildiğinize olan inancı sağlamlaşır ve sırlarını sizinle paylaşır. Büyük pazarlarda bu şansı kendiniz yaratmak zorundasınız. Sokak sonunda, kuytu köşede kalmış o küçük tezgahı bulun; ya da ürünlerinin kalitesine inandığınız tezgahların müdavimi olun. Sonrasında tüm sırlar karşılıklı güvenle birlikte gelecektir.

Beykoz'da pazar.
Beykoz’da pazar. Fotoğraf: Pierre de Gigord Koleksiyonu; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Fotoğrafları, 1850-1958. Getty Open Content Program kapsamındadır.
KAYNAKÇA:

[1] Rıfat, Oktay. Danaburnu. Yapı Kredi Yayınları, Mart 2008.

[2] http://www.arkitera.com/soylesi/852/yuzyillardir-kentte-sessizce-gezinen-uretken-bir-sistem

[3] Pazar, Ömer Dinçer, www.sosyolojisi.com

[4] Özgüç N; Mitchell W.A; “Şehirlerin Alternatif Alışveriş Mekanları: İstanbul’da Haftalık Pazarlar”, Tasarım+Kuram Sayı 2, Mayıs 2000

[5]The Pazar: The Urban and Tectonic Structures of Istanbul’s Open Markets”; 2015, Studio X

[6] Göktaş, U.; Eski İstanbul’da Semt Pazarları, 1997, İlgi Dergisi Sayı 90

[7]Kentin Günübirlik Sakinleri; Semt Pazarlarının Mimarisine Bir Değini”, Nihayet, Yıl 5 Sayı 52

 

BÜŞRA SAĞLAM

Tohumdan tabağa tüm serüvenin meraklısı. Kendine yetebilmeyi seven; ekmek, turşu, peynir ve tüm fermente dönüşümlere hayran bir kimyager aşçı, en çok da öğrenci.

No Comments Yet

Comments are closed