PLASTİKTEN SIYRILMAK

Kamboçya lokantasında aynı ülkeden gelen arkadaşımla yemek yiyoruz. ‘Hiç Kamboçya yemeği yemedim.’ dememle başlıyor her şey. ‘Denemelisin!’ diyor. Çok ikiletmeden bir perşembe akşamı için sözleşiyoruz. Paris’in China Town’larından birinde az katlı AVM/iş merkezi arası bir yapının içinde, kepenkleri çoktan indirmiş tekstil dükkanlarıyla yan yana lokanta. Siparişi vermeme fırsat tanımıyor. Balık sevdiğimi bildiği için gelen bütün yemekler balık ve kabuklu ağırlıklı. Tatlar keyifli; baharatlı ama dengeli. Asya balıklarını nasıl ve nereden bulduklarını soruyorum. ‘Buzhane’ cevabı soruyu bitirmeden suratıma yapışıyor. ‘Artık taze balık bulmak çok zor.’ Balıklar, deniz kirliliğine de alışmışlar; ana besin maddelerinden biri plastik. Dolayısıyla, plastikle beslenen balıklardan kendimize ziyafet çekiyoruz.

Yemeklerden daha uzun bahsedilebilir; ancak yazının konusu onlar değil. 26 Ekim 2018’de tam da plastikle beslenmiş balıkları afiyetle yediğimiz akşamın gündüzünde, Avrupa Parlamentosu tek kullanımlık plastikleri yasaklayan yasa tasarısını onayladı. Okyanuslardaki kirliliğin temel sebebi olan tek kullanımlık plastik atıklar; çatal, bıçak, pipetler, kahve karıştırıcılar gibi maddeler 2021 itibariyle Avrupa Birliği’ne üye ülkeler içerisinde yasaklanacak. Deniz kirliliğinin yüzde seksenini plastikler oluşturuyor. Bunların da yüzde yetmişi insanlar tarafından da tüketilen balık ve kabuklu deniz canlılarının yaşam alanlarının içinde. Avrupa Birliği’nin tek kullanımlık plastikleri yasaklayan tasarısı deniz kirliliğini önleme yönünde küresel olarak önemli bir adım; ancak yine de eksik.

plastik ve balık
Avrupa Parlamentosu 26 Ekim 2018’de, tek kullanımlık plastikleri yasaklayan yasa tasarısını onayladı.

Yasa alternatifi olmayan plastikleri kapsamıyor. Tek kullanımlık sandviç kutuları, meyve, sebze, tatlı ve dondurma ambalajları bu yasak dahilinde değil. Yasaklanmasa bile Avrupa Birliği ülkeleri bu ürünlerin kullanımını 2025’e kadar yüzde yirmi beş oranında düşürmeleri yönünde teşvik ediliyor.  Teşvik yeterli olacak mı bunu zaman gösterecek. Ancak alternatifsiz olarak adlandırılan ambalajlar ve plastik atıkları yasaklananlardan çok daha fazla tüketiliyor ve çöpe dönüşüyor.

Alternatifi olmayana yeni bir çözüm olarak son yıllarda geri dönüştürülebilir plastiklerin üretimine başlandı. 50 santigrat derecenin üzerinde maruz kaldıkları UV ışınları yoluyla doğada çözülen bir madde bu. Peki nihai bir çözüm olabilir mi? Kağıt üzerinde şık durduğu kesin. Yasa yapıcıların notlarında, meclislerin salonlarında, antetli kağıtlarda bir çözüm olarak sunulabilir belki. Ancak okyanusta batan bu plastiklerin 50 derece üzerinde bir sıcaklığa maruz kalması zor. Bu yönüyle de geri dönüştürülebilir plastikler günümüz hassasiyetlerini yansıtan yeşil bir pazarlama hamlesinin ötesine geçmiyor.

Eduardo Galeano’nun dediği gibi ambalaj kültürünün göbeğinde yaşıyoruz. Galeano ‘ambalaj’ terimini bir metafor olarak kullansa da, gerçek anlamıyla midemize soktuğumuz her ürün bir şekilde ambalajlanıp, paketlenip evimize giriyor. Süpermarket dünyası bir ambalaj cenneti. ‘Ben organik yiyorum’ veya ‘süpermarketlerde poşetler artık parayla satılacak,’ diyerek işin içinden sıyrılmak da mümkün değil. Gerçek bir çözüme ihtiyaç var ve o çözüm de ‘alternatifi olmayan plastikler’e alternatif üretmekten geçiyor.

Henüz plastik kirliliği geri dönülmez noktaya gelmedi ancak çok uzak değiliz. Günümüzde 300 milyon ton olan plastik üretiminin 2050 itibarıyla 2 milyar tona çıkması öngörülüyor. Günlük hayatımızda uzaktaki bir tehlike olarak göze çarpıyor. İşkenceyi çekenler deniz canlıları. Her ne kadar amfibi bir canlı olsa da insan kendini karada güvende hissediyor. Ancak 2050 göründüğünden daha yakın. Zamanı geldiğinde ya plastik insanların sindirim sisteminin bir parçası haline gelecek, ya da rakı balıksız kalacak.

Fotoğraflar: İbrahim Karadeniz