OYUNUN KURALLARINI DEĞİŞTİREN: PARABERE FORUM

‘Gastronomiyi kadının vizyonuyla geliştirme’ misyonuyla hareket eden uluslararası Parabere Forum’un beşinci toplantısı bu yıl Mart ayında ‘Oyunun Kurallarını Değiştirmek’ temasıyla Oslo’da gerçekleşecek. 2013 yılında gerçekleşen ilk forumdan bu yana, global ölçekte kadının sektördeki yerini gittikçe daha yüksek sesle vurgulayan Parabere Forum’un kurucusu Maria Canabal ile konuştuk.

Maria Canabal kendisini önce gazeteci olarak tanımlıyor. Senede 260 gün seyahat ediyor. Geri kalan zamanında ise Paris’te yaşıyor. Aldığı hukuk eğitiminin üzerine bilgiye duyduğu açlıkla girdiği gazetecilik mesleğini halen devam ettirse de, 2013’te Bari’de gerçekleşen ilk adımdan beri ‘gönüllü’ olarak başkanlık ettiği Parabere Forum onun önceliği.

Parabere Forum’un fikri nasıl ortaya çıktı?

Avukat olmama rağmen beni çeken meslek gazetecilikti. Ve mesleğe adım attığım andan itibaren gastronomiyle alakalı yazmaya başladım. Fakat benimle alakalı bilmeniz gereken bir şey var; o da benim bir feminist olduğum. Feminizmle alakalı hatırlanması gereken şey de şu; bizler kadınların ve erkeklerin aynı haklara sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Nitekim mesleğimde gastronomiden, bu sektörden bahsederken de daha fazla kadından bahsetmek istiyordum. Sadece kadın şeflerden değil elbet; çok güzel işler yapan kadın üreticilerden, araştırmacılardan, sosyal projelerde yer alıp farklı toplulukları destekleyen kadınlardan… Ve fark ettim ki; ben ne kadar kadınlardan bahsetmeye çalışırsam çalışayım, editörlerim bu konularla pek de ilgilenmiyorlardı. Onlar ‘büyük isimler’in peşindeydiler. Ne zaman ki bu durum dayanılmaz bir hal almaya başladı; işte o zaman çok seslilik ve kadın-erkek eşitliğinin yoksunluğundan bahseden yazılar yazmaya başladım. Ve bir gün geldi; daha fazla yazmak değil; harekete geçme ihtiyacı hissettim. İşte bu yüzden Parabere’yi başlattık.

Nasıl bir kırılma anı yaşadınız?

Gerçek şu ki, Parabere fikri uzun yıllardır benim aklımdaydı; fakat ne zaman bu konudan bahsetsem, aldığım geri dönüşler çoğunlukla ‘daha çok erken, toplum böyle bir şeye hazır değil’ şeklinde oluyordu. Fakat tam da beş yıl önce Birleşmiş Milletler ‘50-50 bir Gezegen’, yani toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı; kadınların, erkeklerin, kız çocuklarının ve erkek çocuklarının her anlamda eşit oldukları bir dünyaya sahip olma hedefini yayınladı. Ben de o zaman dedim; ‘tamam, vakti geldi’.

Ama zannetmeyin ki her şey bir anda yerine oturdu. Bilbao’daki ilk forumumuzun organizasyonunda sadece tek bir sponsorumuz vardı; o da bize finansal destek değil, sadece kahve desteğinde bulunmuştu. O zamanlar sponsorlara gidip de ‘kadının vizyonuyla gastronomiyi geliştirme’ üzerine bir toplantı düzenlemek istediğimizi söylediğimizde, aldığımız cevap şuydu: ‘Kadınlar için bir konferans mı, dalga mı geçiyorsunuz?’ Bence bu yaşananlar önemli; çünkü geçtiğimiz beş senede; ve hatta geçtiğimiz son bir senede küresel olarak bu konuya bakış açılarının ne kadar değiştiğini gösteriyorlar. Şimdilerde ise herkes kadınların sesinin duyulduğu bir toplantının ne kadar değerli olduğundan bahsediyor.

Parabere Forum’u nasıl tanımlarsınız?

Parabere bir şirket değil; tamamıyla bağımsız, kar gütmeyen, uluslararası bir sivil toplum insiyatifi. Bunu da 2013’ten beri, senede bir defa düzenlediği ‘forum’lar üzerinden gerçekleştiriyor.  Amacı ise kadın-erkek eşitliği ve yeme-içme sektöründeki çok seslilik ihtiyacına dair farkındalık yaratmak.

Parabere aynı zamanda bir konferans da değil; bir forum. Yani, insanların bir araya geldiği, karşılıklı fikir paylaşımında bulundukları, birlikte projeler üretme olasılıklarının yaratıldığı, sosyal ve profesyonel bağların kurulduğu ve güçlendiği bir alan. Bir konferansa gittiğinizde dinleyicisinizdir; Parabere’de iletişim sahneden oditoryuma doğru tek yönlü değil.

Anne Sophie Pic, Lara Gilmore, Maria Canabal ve Ronnie Kahn, Malmö’deki dördüncü Parabere Forum’da sahnedeydiler.
Parabere adını nereden alıyor?

İspanya’da yemek sanatıyla alakalı basılan ilk ansiklopedi Maria Mestayer de Echagüe tarafından kaleme alınmış. Echagüe, yazar olmasının yanı sıra sekiz çocuk annesiydi, aşçıydı ve kendi aynı zamanda restoranını işletiyordu. Yazarken kullandığı rumuz ise Parabere Markiz’i idi. Parabere Markiz’i bizim için halen bir rol model; onun 19. yüzyıldaki varlığı ‘bir kadının şef olması çok zor’ diyenlere verdiğimiz cevabın ta kendisi.

Sizce gastronomi ve onu çevreleyen sektörlerde çalışan kadınlar Parabere’nin de liderlik ettiği farkındalık sonucunda takım olmaya, birbirlerinden güç almaya, birbirlerini desteklemeye başladılar mı?

Hep duyduğumuz bir şey vardır; ‘kadın, kadının düşmanıdır’ diye. Ben buna hiçbir zaman inanmadım. Bence kadınlar yüzyıllardır, hatta daha da uzun zamandır birbirlerini desteklediler. Bunu sektörde görmek için son zamanlarda Bottura tarafından başlatılan Refettorio projesinin iz düşümlerine bakmak yeterli. Kurulan tüm refettorio’ların  her biri sadece kadınlardan oluşan takımlar tarafından yürütülüyor. ‘Sororite’ yani kız-kardeşlik ve iş birliği kadınlar için yeni değil. Fakat bu konuda daha fazla farkındalık sahibi olmamız gerekiyor. Sadece kadınlar olarak değil, toplumda hem kadınlar, hem de erkekler daha bireysel hareket etmeye başladılar; hepimizin geri dönüp birlikte çalışmanın önemini bir kez daha fark etmemiz gerekiyor.

Belki de kadınlar olarak birbirimizi daha çok kişisel alanlarda desteklemeye devam ettik; şimdilerde ise kamusal ve profesyonel alanlarda bunu yapmamız gerekiyor.

 Kadının güçlenmesi için sektördeki en önemli konulardan bir tanesi mentörlük. Yeme-içme sektörü de aslında bu konuda şanslı; çünkü empirik bir sektör. Mutfakta öne çıkan jestlerin yaparak öğrenilebileceği, bilgi transferinin zor olmadığı bir sektör. Eğer bir kadın olarak bu sektörde varlığınızı sürdürüyorsanız, sizden daha genç kadınlara mentörlük yapmanız çok önemli.

Bari, Bilbao, Barcelona ve Malmö’de gerçekleşen son dört forum bizlere neler öğretti?

Öncelikle birbirimizle gerçekten daha çok bağlantıda olmamız gerektiğini gördük. ‘Networking’ sektörde bulunan kadınlar için çok değerli. Tabii ki hepimiz çok meşgulüz; birçoğumuzun öncelikleri ailelerinden yana; fakat sektörde çalışan erkeklerin her biri de hem çok meşguller; hem de onların da aileleri var. Fakat baktığınızda onlar bir şekilde birbirleriyle vakit geçirecek, sosyalleşecek, sosyal ağlarını ve birbirleriyle bağlantılarını güçlendirecek zamanı yaratıyorlar. Biz kadınlar nedense bunu yapmıyoruz. Bence bizlerin de bir nevi ‘Hanımlar Kulübü’ne ihtiyacımız var.

Bir yandan da yine bu sektörde çalışan birçok kadın nedense sosyal medyadan uzak duruyor. Her birimizin kişisel pazarlama ve kamusal alanda görünürlük konusunda daha çok çalışması gerektiğine inanıyorum.

Küresel ölçekte gelişen bu farkındalığın kendi sektörünüz olan gastronomi yayıncılığına nasıl yansıdığını düşünüyorsunuz?

Bence yayıncılık ve gazetecilik de birçok diğer sektör gibi erkek egemenliğinin devam ettiği sektörler. Bu alanda gazeteci ve muhabir olarak çalışanların çoğu kadın; fakat editör ve daha üst pozisyonlara baktığınızda görüyorsunuz ki, onların birçoğu halen erkek. Fakat beni rahatsız eden konu şu; bir kadın gazeteci olarak nasıl olur da sadece erkek konuşmacıların davetli olduğu bir gastronomi konferansına gidip de ‘herşey muhteşemdi; çok enteresan bir konferanstı’ diyebilirsiniz? Nasıl olur da buradaki sorunu görmezsiniz, ya da görmezden gelebilirsiniz? Herhangi bir etkinlikte kadınlar görünmüyorsa, toplumun yarısı görünmüyor demektir.

Peki Parabere’de erkekler nasıl varlık gösteriyorlar?

Parabere Forum olarak çok şanslıyız ki, ilk forumdan beri konuşmacılarımız arasında Joan Roca, Rene Redzepi ve Mehmet Gürs vardı. Oslo’daki beşinci foruma ise Andoni Luis Aduriz, Olivier Roellinger ve Colin Harmon konuşmacı olarak katılacaklar. Forumun katılımcılarına gelecek olursak, her sene katılımcıların yüzde yirmisini erkekler oluşturuyor. Fakat şöyle komik bir durum oluyor; erkekler hep salonun en arka saflarında yerlerini alıyorlar. Ve nedense çok da rahat görünmüyorlar. Oysa biz kadınlar çoğunluğu erkeklerin oluşturduğu konferanslara katıldığımızda aynı şekilde davranmıyoruz; çok daha rahatız; çünkü biz azınlık olmaya alışkınız. Onlar değiller. Örneğin Barcelona’daki foruma üç Michelin yıldızlı bir erkek şef sadece katılımcı olarak gelmişti; ve gerçekten de salondaki en arka sırada oturduğunu çok net hatırlıyorum.

Fakat şunu da eklemeliyim; Parabere sadece kadınlara ait bir forum değil; Parabere kadınların sektörde güçlenmesi için varlık gösteren bir alan. Bu kadınlar ve erkekler olarak birlikte başarmamız gereken bir konu. Sadece kadının kadına destek olduğu değil; kadınlar ve erkeklerin birlikte hareket ederek kadınlara güç verdiği, kadının yeteneğini ve girişimciliğini desteklediği bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Bu seneki forumun konusu ‘Changing the Game’ (‘Oyunun Kurallarını Değiştirmek’). Bunu kadınlar ve erkekler birlikte konuşacağız, tartışacağız, ve fikirler üreteceğiz.

Son olarak Parabere’nin şimdiye kadar peşinden gittiği farkındalığın küresel gastronomi diyaloğunu nasıl etkilediğini görüyorsunuz?

Ne için savaştığımızı anlayanlar bizlere ulaşıp bu sektörde çalışan kadınlara bizim üzerimizden ulaşmak, onları da bu diyaloğa kendi ülkelerinde dahil etmek için emek veriyorlar. Fakat bazıları da belli ki hala olan bitenden bihaber.  Bunlar, hala sadece erkek konuşmacılardan oluşan gastronomi konferansları düzenleyenler. Fakat şöyle komik bir durum da oluyor; bu etkinlikleri düzenleyenler artık bizden korkuyorlar; ve hatta etkinlik posterlerini son güne kadar yayınlamıyorlar. Çünkü Parabere olarak bizim bu konuda duruşumuz çok net; bu tip organizasyonları sosyal medya kanallarımız üzerinden ‘parmakla’ işaret ederek ‘utandırma’ kampanyaları yürütüyoruz. Bana gerçekten inanılmaz geliyor; nasıl olur da toplumun yarısını oluşturan kadınları fikir önderleri olarak dışlarken, gastronomide referans noktası olmaya çalışırsın? MAD konferansının küresel gastronomi etkinlikleri arasında öncü olmasının sebeplerinden biri de bu; onlar başından beri kadın-erkek eşitliğini ve çok sesliliği benimsediler; ve hep ona göre hareket ettiler.

Fotoğraflar: Parabere Forum
ARZU SAK SEYHUN

Gastronom, peynir tadımcısı, meraklı ve heyecanlı bir yemek hikayecisi, bir nevi dünya vatandaşı. Yemeğin insana ve farklı kültürlere dair anlamlarının mütemadiyen peşinde.